gak-guk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gak-guk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

follow the unfollow

Bu yazı bir değil (rakamla 1), herkes için yazılmıştır. Sadece tanışmış olduklarımı değil, ileride tanışacak olduklarım içindir de... Buna göre okuyunuz!

Leb nasıl biri?

Agrasif, biraz ters, çokca eğlenceli, ciddi almaz, bla bla bla... İşin aslı bunlar doğru.

Çünkü twitter orası. Yani mimik, ses tonu vs yok. İyi ki de yok. Düz oluyorsunuz böylece...

(Gerçi ben reel hayatımda da "düz"üm ama...)

Kız arkadaşımın sevgilisi beni sevmez mesela. Unf yaparım. Çünkü ilişkisi benden daha önemlidir. Olmalıdır. Arada kalmasına gerek yoktur. Sonuçta başka bi iletişim istenirse bulunur vs. Bu sırada da zerre kadar kırılmadığımı belirteyim. Olması gereken de budur çünkü.

Kimsenin hayatını, seçimlerini, ilişkilerini sorgulamam ya da yargılamam. Hatta yadırgamam bile...

Ben tanıştıklarıma bile hayatları ile ilgili yorum yapmam. Sorulduğunda, dalgaya düşüp fikrimi söylesem, sonradan kendime kızarım. "Herkes pazara çıkmış, kendi aklını alıp dönmüş. Sana ne. Tut çeneni" derim kendime. Akıl vermek haddim de değildir, niyetim de...

Çünkü herkes kendi yolundan yürür ve tecrübe edinir bence...

Bana gelirsek, sanırım bu blogu izleyenlerin çoğu beni twitter'da da takip ediyordur.

Yani ne tarz yazdığımı biliyordur. Evet, sıkça seksten bahsederim. Bi de (varsa) adamdan bahsederim. Aslında hemen her şeyi yazarım. İlk günkü gibi... Sonradan yazdıklarım değişmedi. Yani "sen böyle tweetler atmazdın" deme şansı yoktur insanların.

İşin garibi, insanlar bi süre sonra bunlara tepki verdiler. "Sevgilini yazma" diyen de oldu, seks tweetlerimden rahatsız olan da...

Yani ben hakkaten reelde bile hayatlarınızdan uzak dururken, kendi fikrimi kendime saklarken, sizi olduğunuz gibi değerlendirirken... Siz kimsiniz?

Hayatımdaki yeriniz ne sizin?

Hayır, unf edilmeyi anlarım. Ki bu bi özgürlüktür. Beğenmiyorsan unf, rahatsızsan block. Mantıklı. Anlaşılır. Kabulümdür.

Sizin bana ne yazmayacağımı söylemeniz ne peki? Hangi cesaretle?

Ne yani sevgilimden bahsedince kısmetim mi kapanır? Gizli kapaklı sevgili edinemem, ipe dizemem diye mi? Seks tweetleri atınca edepsiz mi olurum? Arkamdan "vayy ors... neler yazıyo. Bunun gideri olur" diye mi düşünürler?

Nereden çıktı bu beni adam etme, doğru yolu gösterme, edep halleri  öğretme filan? Ne zaman velim oldunuz ki siz? Hayrola, gelip beni size mi şikayet ettiler? Yoksa vazife mi çıkarttınız durumdan?

Bence herkes istediğini yazsın, istediğini düşünsün, istediğini hissetsin.

Beğenmeyen de yatağını ayrı sersin.

salıncak

Pek az şey vardır ki;
   hevesle uzanılan salıncağın
      gıcırdaması kadar sinir bozsun!

başka dünyanın insanları

Aşk olmadan sevişebilen bi kadın, 
   dünyayı 
      kırmızı ojeli orta parmağının ucunda döndürür. 

Hem de tersine!

kazık kakmaya geldim.

Kazıklar ikiye ayrılır...

1. Eşeği bağladığımız.

2. K.çımıza giren.

misket

Eskide bıraktığım çocuk halim
   oynasın diye biriktiriyorum 
      şimdi içtiğim rakı şişelerinden çıkan misketleri.

ad'sızım

Ad: “Adıyla yaşasın” derler. Lakin adıyla ilgisi olmayan ne kadar insan varsa tanıştım bu yaşıma kadar. Hiçbir dileği yerine gelmemiş Murat’lar, bir gram gülümsemekten aciz Gülnur’lar, son derece girgin Naz’lar, soğuk nevale Arzu’lar, depresyondan çıkmayan Mutlu’lar, sıska Gürbüz’ler, kaba saba Zarife’ler, korkak Cesur'lar, ürkek Kahraman'lar, düpedüz salak Zeki’ler, bi türlü güvenilmez Emin’ler…

İnsanların isimleri özeldir benim gözümde. Ola ki yanlış söylesem ya da yazsam üzülürüm mesela. Kırmışım gibi gelir. Sanki sevişirken eski sevgilimin adını ağzımdan kaçırmışım gibi ezik hissederim. Hemen ısrarla özürler dilerim. Karşımdaki de muhtemelen deli olduğumu düşünür.

Tabi buraya kadar olan bölüm gerçek hayattı…

Sanal dünya ise aşağıda…

Mahlas: Mecbur kaldığımda, kullandığım… Hani bazı (güya) ciddi siteler tutturur ya ille de kendi adınız-soyadınız ile üye olacaksınız! diye. Hıh işte oralarda uydurduğunuz ad ve soyada Mahlas denir. Henüz mahlasınızın doğru olup olmadığını anlayacak bir sistem yok. Rahat olun yani.

Mahlas ile Rumuz farklıdır.

Rumuz: Lakaptır. “Leb” demeden rumuz mesela :) yabancıların nick dedikleri. Yaratıcılık en çok burada ortaya çıkar.





Evet bu kısa bilgilendirmelerden sonra gelelim konuya.

Ben yazıyorum, siz okuyorsunuz. (Eksik olmayın tabi ama aslında size yazmadığımı biliyorsunuz değil mi?)

Özel hayatımı yazıyorum, sevgilimi, yakın arkadaşlarımı, iş hayatımı. Bunları okumak hoşunuza gidiyor. Samimi olmamı bekliyorsunuz.

Peki bunu rumuz kullanmadan nasıl ve neden yapayım?

Aynı zamanda adımı-soyadımı bilmek, fotoğraflarımı görmek, hatta gerçek hayatta nerede çalıştığımı, nerede oturduğumu, telefon numaramı da öğrenmek istiyorsunuz.

Hem cam kenarı olsun, hem yolda dursun. Annenizi de mi göreceksiniz? Oldu!

Ben mi deliyim yoksa siz mi? Neden kendimi bir dolu ruh hastası insanların içinde deşifre edeyim?

Yani adımı soyadımı bildiğinizde daha mı gerçek oluyorum? Fantezi dünyanızı yıkmak istemem ama bunları bir robot yazmıyor. Kanlı canlı (üstelik de güzel) bir el yazıyor. Sahibinin isminin önemi yok.


Birinin ha çıplak fotoğraflarını yayınlamışsınız, ha adını-soyadını deşifre etmişsiniz. İkisi de aynı şey. İkisi de kişilik haklarımıza saldırı.

Bi kadın tacize uğradığında “napalım canım. O semt de öyle. Gecenin o saati gezmeseydi orda. G.tüne kadar etek de giymeseydi” diyen sizsiniz. Lakin sanal dünyada, beni çırıl çıplak soyup ortaya atmak istiyorsunuz.

Benden ad-soyad açıklamamı bekleyenler, iki yüzlüsünüz!

ironi





Aşkından öldüğüm insanlar, başıma silah dayasan aşık olamayacağım insanlar. Aşk çok ironik. 
:S

çiiiş çişşş

Şaka gibi ama sinirlenip, yeni sevgilimin arabasının lastiğine işeyen bi eski sevgilim vardı.

akran

Anılar 9 kasetini görmüşlüğün, dokunmuşluğun ve hatta satın almışlığın var ise akranımsın.










A

şimdi bir icon adı

Msn'de bi gülümseme iconu var. Onu orgazm diye kaydettik. Durumumuz bu yani!

Voltran Voltran Voltran


Voltran'ın pipisi varsa, 

   birleşince ben orası olmak istiyorum.

döküm

Yazarak anlaşamıyorduk. İşin aslı zaten pek de yazmıyorduk. Sanki mecburiyetten, belki ayıp olmasın diye ya da öylesine, arada sırada bir “slm.” Hepsi o. Bi yanlış anlaşmadan sonra ”böyle olmayacak. Telefonunu versene” dedi.

Konuşmaya başladık. O gün ve günlerce. Saatlerce…

Bahanesi, o tuhaf tınılı sesi. Kendi kendime ürktüm. “Başka şehirlerde ilişki yürümez” dedim birden. Sorulmuş muydu ki sanki bana! İşin ilginci “neden olmasın. Olur” dedi o da. “Benim bi ayağım zaten Istanbul’da.”

Her şey saçmaydı ama ben boşverdim. Sanki bana sarılmasına izin verebilir, başımı omzuna dayayabilirdim. Bir his sadece. Tutar tarafı yok. His işte.

Ben bir hata yaptım sonra. SMS attım. “Seninle konuşmak hoşuma gidiyor” diye. Bir SMS dünyayı tepeteklak edebilirmiş :)

Çünkü birden ilgilenen sadece ben oldum. Bak işte, bunu da hissettim.

“Önce arkadaş olmamız lazım” dedi.
“Benim yeterince arkadaşım var” dedim.
Anlamadı…

Öyle ya, hiçbir arkadaşımla hemen her gün saatlerde telefonda konuşmuyordum ben. Ne bileyim flört de etmiyordum onlarla. Düşünmüyordum da o kadar. Herkesin bi hayatı vardı işte. Buluşur, laflar, güler, eğlenirdik arkadaşlarla. Varsa bi problem, ilgilenirdik de. Anladınız ama işte. Öyle değil. Arkadaş başka…

Herkes yanlış anlayabilir. Ben de anlamışım. Olabilir böyle şeyler. Normal davranmaya başladım. (Normal, ne demekse.) O aramadan aramıyordum. Hatta nette bile o yazmadan yazmıyordum.

Nedense yeterli olmadı. Yine de tartışacak bir şeyler çıktı. Ona da söyledim; “sen ağzından çıkan lafların nereye gittiğini bilmiyorsun!”

Yine de ben adım attım. Ben aradım. “Neyin var?” dedim, “derdin ne benle?” dedim, “noluyor?” dedim. Aramızı düzeltmek istedim özetle… Halbuki beyhude…

İki kere çok kırıldım. İkisinde de o iyi niyetliydi, hep ben yanlış anladım! Özür dilerimi geçtim, “haklısın” dese razıydım. Tersini yaptı. “ben haklıyım” diyip özür diledi. İyice çığrımdan çıktım.

Şimdi…
Asıl mesele şu ki, artık ben yoruldum.
Sakinleşmeye çalışıyorum…

A.K.

(Hemen fesatlık yapmayın. En azından 1-2 cümle okuyun önce…)

İ.K. eklerine bakmaktan çok sıkıldım. Tamam, iş arıyorum. Öncelik de iş bulmam ama bir de A.K. olsa fena mı olurdu?



Aşk Kaynakları






İnsan Kaynakları ekleri Pazar günü veriliyor ya. Aşk Kaynakları eklerini de Perşembe versin gazeteler. Perşembe sabahı elimizde olsun. Öğle tatilinde ya da akşam göz atılsın. Hatta beğenilen ilanlar, yuvarlak içine alınıp işaretlensin. Yok, yuvarlak değil. Kalp içine alınsın, kırmızı tükenmez kalemle. Cuma sabahı iletişime geçilsin. Hafta sonu için program yapılsın. Evet evet, Perşembe en uygun gün.

Hemen basit düşünmeyin. Bahsettiğim şey, fi tarihinde gazetelerde çıkan mektup arkadaşlığı ilanları değil. Veya 0 900’lü hat reklamındaki o zenci kadın gibi bir şey aklınıza gelmesin. “Amerika’yı Christof Kolomb keşfetti. Beni de sen keşfet” diyen o kadını bilirsiniz. (Bana, bazen sokakta görsem tanıyacakmışım gibi gelir. “Aaa siz osunuz” diyip imza bile isteyebilirim.)

Klas bir A.K. düşünüyorum ben.

Kuşe kağıda basılacak bir kere mutlaka. Renkli olacak. Beğendiğin aşk duyurusunu, poster yapabileceğin kadar kaliteli olmalı. Yıllarca saklayıp, çocuklarına “bakın, benim annenizle tanışmamı sağlayan ilan” diye gösterilebilmeli insan. Hemen evlilik dedim ama siz onu sevişme olarak da düşünebilirsiniz. Yıllara dayanmalı yani. Belki son evliliğiniz ya da seviştiğiniz son insan olur. Kim bilir…

Ciddi ciddi düşünün şimdi… Elinizde bir gazete eki var. Kutu kutu ilanlar. Mesela; “hacı hacıyı Mekke’de, deli deliyi dakkada… Peki sen benimle nerde olmak istersin?” Şimdi hangi kadın atlamaz bu ilana? Ben “her yerde!” diye cevap vermiştim, kesin. Veya benim gibi “tek taş şampanya kadehinden filan değil, bildiğin rakı bardağından çıkar!” diyen hiçbir kadın yok mudur sanıyorsunuz. Vardır yahu. Vardır vardır…

Reklam işini de düşündüm. Bence, Efes ve Durex kesinlikle reklam verir. Başlangıç ve bitiş babında. Otel, havayolu, otobüs gibi firmalar da reklam verebilir büyük ihtimalle. Sevenleri kavuşturmak amaçlı. Oluru var yani.

Sonra mutlaka bir Başarı Hikayesi köşesi de olmalı. Misal, 35 yaşında, üniversitede makine mühendisliği filan okumuş (yani koca bölümdeki kız ortalaması 1000’de 1 olan), asosyal, zeki ama EQ’su yerlerde sürünen o koca oğlanın, bi mankenle sevgili olması. Ya da köşedeki bakkaldan 3. ligdeki futbolcuya kadar herkesle fingirdemiş  bi kadının, “bakireyim” diyerek bilmemne fabrikası olan iş adamını tavlaması gibi. Tabi kimlikleri afişe etmeden, gerekirse gözler siyah bantlı vereceğiz bu haberleri.

Sonra seminer ilanları da olmalı. Aşk doktoru ile görüşebiliriz mesela. Anlatsın işte adam, aşk meşk ne biliyorsa. Toplantı salonunda, büyük bir ciddiyetle, elimizde kağıt kalem, notlar alarak dinleyelim biz de. Ha faydası olur olmaz. Onu da ilanlardan sevgili bulduğunuzda denersiniz artık.

Ben şimdi kendi A.K. ilanımı hazırlamaya gidiyorum. 15 Dakikaya dönerim …

sorgusuz sualsiz

“Nereye?”
Tatilde ya da bi hafta sonu kaçamağında, otelde ya da onun evinde, fark etmez! Yapma! Nereye gider insan gecenin bi saati yataktan kalkıp, hı nereye? Manasız soru no: 1 idi bu.

“Niye sırtını döndün?”
“Sen rahat sarıl diye hayatım” ya da “bacağım uyuştu”
Bunu ilişkinin başlangıcında anlayabilirim ama 3 ay sonra fena sorudur yani. Söylüyorum işte rahatla; birinin seviştikten sonra sana sırtını dönmesi hiçbir anlama gelmez! Seviştiniz bitti. İn adamın üstünden. Yapma!

“Su ister misin?”
Bi kere verdi / aldın diye bu kadar sorumlu hisetme. Boğma karşıdakini de. Ha kendin içeceksen o başka. Onun dışında 2 dk efendi ol. Yapma! Hizmet etmeyi bırak.

“Acıdı mı?”
Canı acısa söyler insan, yapma! “Dur” denir, “höst” denir, “oha” denir, “yavaş lan hamur mu bu” denir, denir de denir… İllaki bir şey denir ama sadece inlenmez. O yüzden kes şunu sormayı.

“Havlu vereyim mi?”
“Kalk yıkan!” komutu gibi. Belki banyo filan yapmayacaksın, belki sabah alıcaksın duşunu. Öyle pis bi sorudur ki, mecbur duşa yollandırır adamı. Yapma! Havlu, şampuan, şu, bu istese kendi söyler zaten.

“Işığı kapatır mısın?”
Asla yapma! Ne ilk sevişmede ne aylar sonrakinde. Ağdanı filan yaptır. Sonra bırak yanık kalsın tüm ışıklar. Frenle kendini. Adam kapatmak isterse kapar, istemezse karışma. Gündüz seviştiğini farzet sen de. Kapat da kapat diye tuturma.

“Ne düşünüyorsun?”
Yapma! Sakın diyorum bak! İster inan ister inanma insanlar hiçbir şey düşünmeden de oturabilir. Bazen sadece derin bi nefes almak ister insan. Bu, iç çekmek demek değildir. Sen bu soruyu sorduktan sonra derin nefes alırsa başka tabi!

de'moda

Leah, moda blogları ve kendi giyim anlayışı ile ilgili (gayet şık) bi yazı yazmış.

Aslında insanın 1 hafta hatta 15 gün aynı kıyafeti giymeyecek kadar geniş bi dolabı olmalı. Ve bu her mevsim olmalı. Genellikle yazın çoşuyorum mesela ben. Elbiseler, şortlar, bluzlar vs ama kışın tık yok. 1-2 kot, 3-5 kazak.

Bu arada, okuduğunuz ilk yazı bu değilse takıntılı biri olduğumu da biliyorsunuzdur. Misal; askıların yönü aynı olmalıdır. Sonra kollu, yarım kollu ve kolsuz bluzlar ayrı sıralarda olmalıdır. Beyaz renk arkasından siyah arkasından gri  t-shirt olmaz. Beyaz, gri ve siyah olarak gider sıra. Ayrıca her şeyi, mağaza tarzı katlarım. 

Ayakkabı ve çanta konusunda da takıntılıyımdır. Aynı renk ayakkabı ve çanta olmalıdır. Hatta mesela ayakkabı rugansa, çanta mat deri olmaz.

Öyle anladığınız gibi devasa bi ayakkabı, çanta sayım yoktur ama. Yani bence makul. Genellikle çok tarz da almam. Eh yaş 36. Bi aldığımı da modeli geçmeyince, yıllarca giyiyorum / kullanıyorum tabi. Böyle düşününce, bi çok kadına göre dolabım bu anlamda çok kısır.

Öyle ayakkabı ve çantaya servet de dökmem. Beğenirsem inatla indirimini beklerim. Bi ayakkabıya öyle 200.00 TL vermem için filan, o ayakkabımın gelinlik altına giyilmesi lazım bence! Aksi halde mümkünü yok.

Yolda giderken çevirip, bu fotoğraftaki terliğimi nerden aldığımı sorarlar. Söyleyeyim şekerim; Twigy outlet 5.00 TL. Üzerindeki deniz kabukları ise bana ait ve paha biçilemez :)



Aynı şey, güneş gözlüklerim için de geçerlidir. Sağlam para ödediğim bi orjinal gözlüğüm var. Ya kaybedersem diye yaşadığım bir de stresim var... Güneş gözlüklerim de Mango ama hep indirimden. 25.00 TL filan. Rahat rahat kaybet, kır, at :)


Bir diğer takıntım da beğendiğim bir giyim almışsam, aynı modelin birkaç rengini almak. Bknz. aşağıdaki fotoğraflar...


Hadi yazın pek dert değil. Penye t-shirtten renk renk olması fazla göze batmıyor da, kışın aynı kazağın 3-4 rengi olması komik oluyor (diğerlerine göre. Yoksa bence gayet mantıklı.) Alt ya da üst fark etmez. Aynı kalıp kotun açık mavi, koyu mavi ve yeşilini aldığım olmuştur. Aynı kalıp dedim, dikkat.


Bu arada bir ricam olacak. Hiçbir kadın lütfen ama lütfen artık beyaz altlar giy-me-sin! Şort, tayt, pantolon, etek fark etmez. Buna da takıntılıyım. Ne kadar güzel ve fit olursanız olun, gerçekten çok çiğ duruyor. Hatta erkekler de giymesin. Beyaz gömleğin asaleti varken, altları napıcaksınız ki...


Bir de yine kadınlar, siyah içine beyaz sütyen ya da beyaz içine siyah sütyen giy-me-yin! Tarz filan değil, gerçekten çirkin duruyor...


Bana dönelim :) Bir giysiye de çok kafayı takarım. Aynı kıyafeti giyip, yıkayıp, kurutup (ki kuruması 1 gün sürüyor bu sıcaklarda. o arada mecburen başka şey giyiorum), sonra tekrar onu giyiyorum. Bu da aynı kıyafetle haftada en az 2 gün demek oluyor :))) Elimden gelse gece de onla yatacağım! Cidden o dereceyim. Forma oluyor resmen üstümdeki.

Bu aralar tayt – bluz kombinlerine dadanmış durumdayım. Hatta twitter’da "bu havada siyah tayt olur mu!" diye çemkirenlere, "sırf rengi mi problem. O zaman siyah bikini de olmasın. Bi kere tayt çok rahat, penye de çok sağlıklı ayrıca tamam mı" filan şeklinde arsızca kafa tutuyorum. Kot rengi taytlar da süper bence. Kapri boyu da var, uzunu da... Yukarıda ortadaki fotoğraf, kot görünümlü tayttır :)


Ha dolap dolu mu? Dolu!

Ha yarın işe başlasam "ne giyeceğim lan ben" demez miyim? Derim!

Enikonu kadınım işte yahu!






Not: Bu ne giydim, ne çıkardım, ne sürdüm bloglarına çok sıkı bi alternatiftir bence;


   1 Elbise, 6 Ay


Adından da anlaşıldığı üzere, 1 siyah elbise ile 6 ay geçiriyor blog sahibesi. Altına çeşitli çoraplar, elbisenin üstüne bluzlar, aksesuarlar vs. Bence çok başarılı bir fikir. Hatta bir çorap markasından reklam almalı :)

çaaat… şalter iner…

Kanka ayağı g.t ayağı
Gayet eğlenceli kadınımdır. İçmeye giderken tüm erkek arkadaşlar beni çağırır. Masadaki tek kadın da ben olurum genelde. 1-2 kadeh bir şey içerim. Eşlik etmeden olmaz. İçki masasında en sinir olunan durum; bi kişinin çıkıp cola içmesidir. Bilirim. Yanma demezler yanan adama dım dım dım diye bi şarkı var ya, hıh işte onun aslı içme demezler içen adamadır bence. Amaç ne? İçmek ve muhabbet etmek. Eşit ağırlıkta ikisi de. Tutacaksın çeneni sen de. Zaten söylensen de, adam o kafadayken manası olmaz. İlla zikzik yapacaksan sabahı bekle. Sakin sakin söyle. Ayh ne sinir bir şeydir; tam 1 kadeh daha alacakken yanındakinin müdahale etmesi… Dedim ya, az içerim diye. Genellikle erkekleri de ben eve bırakırım bu yüzden. Taksi filan cebelleşmesinler, kıyamam. Az içerim ama keyifli içerim ben. Sağa-sola yavşamam, adamın başını belaya sokmam, kusmam, ağlamam-zırlamam, psikoya bağlamam…

Çaaat… Şalter iner…

Sevgili Mode On
Saçmalama istersen! Ne işim var benim sizinle meyhanede. Git iç işte, erkek erkeğe takılın. Sen beni niye çağırıyosun ki? Özel şöförün müyüm ben senin! Aman iyi be gelirim ama bak gitmeden söylüyorum; öyle zıkkım gibi içmek yok. … “Ben soda alabilir miyim? Yok, sadece soda” Israr etme, içmeyeceğim. Sen ikimizin yerine de içiyorsun zaten! Ayh tamam, 1 duble içiyim bari. 1, 2. Sen kime baktın öyle?! Çok beğendiysen o masaya geç canım. Tutan yok seni burada. 3, 4 :’( … Hayır iyiyim ben. Biraz camı açalım. İyiyim dedim. Bööööögggğğğğgg…





Kanka ayağı g.t ayağı
Sahi siz niye dürüst olmuyorsunuz? Bak Ali kaç gündür kıvranıyor; o zilliye “sevgili olalım” demek için. Bi flörtöz haller, cilveler, bi kurlar filan. Manyak mısınız olm siz? Vurun yumruğunuzu masaya açık açık konuşun. Nolucak ki. Ne cesurca yani. Gayet de kendine güvenli bi tavır… Kadınları da anlamıyorum ben ya. Niye 3. Görüşmeden önce sevişmez ki insan. Var mı olm bunun bi sebebi hakkaten. Kim koyuyor bu kuralı a.k. Sizde de var ama suç. Yüz veriyorsunuz, şımartıyorsunuz. Az erkek olun la. Vıç vıç hale getirmeyin ilişkinizi…

Çaaat… Şalter iner…

Sevgili Mode On
Oha lan oha. Hayır sen bana bi pas attın, ben de karşılık verdim de haberim mi yok benim. İki kelime laf etmemişiz. Ben normal bi yemek halindeyim. Kot tshırt filan, kokoreç yiyoruz olm lan. Ayı. Neyse tamam. Unutalım şeklini şemalini. Çıkalım. … .pq. okuyucuya not: french kiss’in sanalda yazılışı. Dil dile, gözler yarım açık. Sen memelerimi mi elliyosun?! Yuh artık ya yuh. Daha ilk günden. Görgüsüz müsün olm sen. Hayır efendim, teklif ettiğin gün ilk gün sayılmaz. Eczaneye gidip gelmen de ikinci sayılmaz. Sapıtma. Hayır diyorum ya, gece 24.00 sonrası da olmaz. Dur biraz, hem sen ezcaneye niye gidicektin ki?





Kanka ayağı g.t ayağı
Genellikle dirsek veya diz vasıtasıyla dürterek, “Hişşşt olm kadına bak lan. Nası seksi bişi” derim. Çeşitli puanlama sistemleri var, çeşifli klasmanlar filan. Yüz+saç+boyun, göğüs, kalça, bacaklar, el+ayaklar puanlama bölgeleri olur mesela. Genel tavır, hani o aura dediklerinde üstüme yoktur yalnız. O havayı mekanın bi köşesinden ya da karanlıkta bile alabilirim yani. Gözünden kaçanların da fark etmesini sağlarım. Ne var ki. Öyle ben ışık yakmasam bile, hepsi bana pervane olsun havalarım yoktur. Rahatımdır. Hiç kompleksli değilimdir.

Çaaat… Şalter iner…

Sevgili Mode On
Neden ya neden? Eski sevgilin filan mı o kadın? Neden devamlı ona bakarken yakalıyorum seni. Bana bak, kırarım o pipini. Sırf ona baksan neyse üstelik. Bi o rospiğe, bi de benim göbeğime baktın. Dürüst ol lan. Yüzüme söylesene; “rejim yapmanı istiyorum” diye. Söyle söyle de kırdığım yerden kesiveriyim. Tepside götürürsün o karıya.

fark var!

"Ölesiye" ile "öylesine" arasındaki fark çok azdır. 

Sevilirken dikkat edin!

dış ses & iç ses

Dış ses: Zekiyim, olgunum, sağlam karakterliyim, tamam süper bi fiziğim olmayabilir ama elime yüzüme bakılır, hatta elime ve ayaklarıma bi daha bakılır, hoş sohbetim, sevgilime kazık atmam, başını belaya sokmam, "aldatmam" diyemem ama aldatırsam da hemen söylerim, arkasından kuyu kazmam, kabul iyi sevişemeyebilirim ama çok güzel severim, kendimi ve yanımdakini utandırmam, adap, edep, gelenek görenek, usul, yol yordam bilirim vs.

Peki neden bi sevgilim yok benim?

İç ses: Bunları belli ediyorsun da ondan. Salak!

uçtu uçtu kim uçtu

Yarın işe, kar sebebiyle gidememek istiyorum...

Haber vermediğim için beni kovsunlar. Tazminatımla önce bir haftalık tatil yapayım, güneyde bir yerde. Orda tanıştığım bir adam, bana sekreterlik önersin. Kabul ediyim. Adam evli olsun. Aşk yaşıyım. Uğruna riske girilen kadıncık olayım. Vicdanım ağır bassın. Rezalet çıkmadan istifa edeyim.

Sıradan bir mağzada, torpilsiz tezgahtarlık işini bulayım. Pazartesi süslenip püslenip, üç kuruşa ayaklarımın üstünde durayım. Kendini beğenmiş kadınlara, kilo aldIklarInI söyleyip müşteri kaçırayım. Kazandigim 3 kuruşa, bir gezi kitabı alayım.

Ver elini Hindistan. Aç ve açıkta sokaklarda gezeyim. Dilini ve dinini bilmediğim birine aşık olayım. Zamanla erisin bitsin. Bitmesine yakın çekeyim gideyim. Şehrime döneyim.

Lunaparkta, dönme dolabın bilet kesicisi olayım. Çoluk çocuğu döndürüp durayım. Bu kazandiğim paramla loto oynayayım. En baba ikramiye bana çıksın. Parayı bankaya yatırıp bu sefer Hawaii de Hakaaano’ya gideyim. Orda zengin avcısı rolünü kabul edeyim. Olgun, hoş bir adamla bir one night stand yaşayayım. Sonra sabaha ondan daha zengin olduğum süprizini yapıp, adamın kalbine indireyim. Hobidi hopbidi ülkeme döneyim.

İs kadını olayım. Laila, Reina ve de Lucca’yı satın alayım. Varsa içerdeki olgun, paralı, zengin adamcıklara gösterip vermeyeyim.

Yıllardır tanıdığım birinden, kazayla hamile kalayım. Mecburen kürtaj olayım. Kendimi içkiye vurayım. Sarhoş olayım.

Bu sefer yeni tanıdığım birinden çocuk yapayım. Üşenmeyeyim, utanmayaym doğurayım. Bezini yıkamayayım. Ayağımda sallıyayım. Çok sevdiklerimi, teyzesi ve amcası ilan edeyim. Bebeği onlara emanet edeyim.

Son kez yeniden aşık olayım. Sevgilime giderken, karda kayan bir araba bana çarpsın. Tüm sevdiklerim hastanede toplansın.

Çiçek ve balonlarla derin bir uyuyayım...

"Burhan"

Adın başkaydı
   söylendiğinde
oysa ben hep buhran duyardım...

Bookmark and Share