döküm

Yazarak anlaşamıyorduk. İşin aslı zaten pek de yazmıyorduk. Sanki mecburiyetten, belki ayıp olmasın diye ya da öylesine, arada sırada bir “slm.” Hepsi o. Bi yanlış anlaşmadan sonra ”böyle olmayacak. Telefonunu versene” dedi.

Konuşmaya başladık. O gün ve günlerce. Saatlerce…

Bahanesi, o tuhaf tınılı sesi. Kendi kendime ürktüm. “Başka şehirlerde ilişki yürümez” dedim birden. Sorulmuş muydu ki sanki bana! İşin ilginci “neden olmasın. Olur” dedi o da. “Benim bi ayağım zaten Istanbul’da.”

Her şey saçmaydı ama ben boşverdim. Sanki bana sarılmasına izin verebilir, başımı omzuna dayayabilirdim. Bir his sadece. Tutar tarafı yok. His işte.

Ben bir hata yaptım sonra. SMS attım. “Seninle konuşmak hoşuma gidiyor” diye. Bir SMS dünyayı tepeteklak edebilirmiş :)

Çünkü birden ilgilenen sadece ben oldum. Bak işte, bunu da hissettim.

“Önce arkadaş olmamız lazım” dedi.
“Benim yeterince arkadaşım var” dedim.
Anlamadı…

Öyle ya, hiçbir arkadaşımla hemen her gün saatlerde telefonda konuşmuyordum ben. Ne bileyim flört de etmiyordum onlarla. Düşünmüyordum da o kadar. Herkesin bi hayatı vardı işte. Buluşur, laflar, güler, eğlenirdik arkadaşlarla. Varsa bi problem, ilgilenirdik de. Anladınız ama işte. Öyle değil. Arkadaş başka…

Herkes yanlış anlayabilir. Ben de anlamışım. Olabilir böyle şeyler. Normal davranmaya başladım. (Normal, ne demekse.) O aramadan aramıyordum. Hatta nette bile o yazmadan yazmıyordum.

Nedense yeterli olmadı. Yine de tartışacak bir şeyler çıktı. Ona da söyledim; “sen ağzından çıkan lafların nereye gittiğini bilmiyorsun!”

Yine de ben adım attım. Ben aradım. “Neyin var?” dedim, “derdin ne benle?” dedim, “noluyor?” dedim. Aramızı düzeltmek istedim özetle… Halbuki beyhude…

İki kere çok kırıldım. İkisinde de o iyi niyetliydi, hep ben yanlış anladım! Özür dilerimi geçtim, “haklısın” dese razıydım. Tersini yaptı. “ben haklıyım” diyip özür diledi. İyice çığrımdan çıktım.

Şimdi…
Asıl mesele şu ki, artık ben yoruldum.
Sakinleşmeye çalışıyorum…

8 leblebi:

Zeyno dedi ki...

Kim ki bu? Yine SaLladın İhale kimde kalacak bakalım? :)))

"leb" demeden... dedi ki...

la insanın arkadaşlarının da her şeyi bilmesi kötü oluyo :)))

zihni dedi ki...

Yazarın "kim"i olmaz. Yazar her deliğe kalemini sokar, oradan bal çıkarabilir.
Sürükleyici bir öykü. Arkadaş özne ile ilgilenebilir ama, okur, konunun edebiyat yanıyla ilgilenir.

Ben hangisiyle ilgilensem ki, Edebiyat yönü çok akıcı ve gerçeğin içinden süzülmüş bir konu. Tartışılacak yerleri var.

ikinci yönüyle ilgilensem mi acep:))diye kara kara düşünüyorum:)) (penelope duymasın).

hani msn'miz yoksa da en azından blog arkadaşıyız ya:))

Biraz da konuya girelim. Ne diyordu yazarımız?
sondan bir önceki paragraf olayın düğüm noktası. Hatasını kabul etmiyor ama özür diliyor. Oysa kadın tersini istiyor, yanlışı kendi yaptığını itiraf ediyor ama, buna rağmen hatayı üslenmesini bekliyor, özür dilemek yerine. Erkek dediğin BÖYE olur der gibi sanki:))
Tipik bir KADIN MANTIĞI:))

"leb" demeden... dedi ki...

benim hatam içimden geleni yapmak. ki bu da aslında iyi bir şey...

özür beklediğim konu ise başka. (benle düzgün konuşmaması.)

hatasını kabul etmiyor ama beni üzdüğü için özür diliyor.

özür ne yaptığının farkına varip pişman olmak değil midir?

aynı şeyi yapacaksan özür dilemenin manası ne?

zihni dedi ki...

aynı cümle içinde "hata" ve "aslında iyi birşey",
anlamadım?
"haklısın" deseydi, senin onu "yanış anladığını" anlamayacaktın, hep doğru anladığını sanacaktın.

O'nun hatası: “Önce arkadaş olmamız lazım” dedi.
Oysa sen, sevgili olmayı önerdin?
Bunu, onun hatası olarak saymaktasın.

Bir de, "benimle düzgün konuşmuyor"?
deseydin ya adana ağzıyla, "benimle düzgün gonuş lan":))

Yok yok, bu naz-cilvesi gibime geliyor. Bu konu tartışımaz. Taraflarden diğeri de burda olsa belki.. Yeterince dürüst davranıyor ve onun haklı olduğu yerleri belirtiyorsun ama, yine de amerikan filmleri gibi, yoksulluğu ve yoksulu analiz ediyor ama, çöüzümü kapitalizmde buluyor! gibi...

"leb" demeden... dedi ki...

benim hatam dediğim, onla konuşmaktan hoşlandığımı ona söylemem.

arkadaş-sevgili durumunda hata yok. insanlar aynı şeyleri hissetmeyebilir. bu normal.

onun hatası, benle düzgün konuşmaması. bunu da ona güzel güzel söyledim ama 2 kere yaptı.

ben hiç alışık değilimdir bu tarza.

özür dileme sebebi de benim buna üzülmem. yoksa onu düzgün konuşmaması ona göre hata değil.

zihni dedi ki...

"onla konuşmaktan hoşlandığımı ona söylemem" bu kadar uygarca bir davranışın, açıklığın neresi hata?

Belki bunu "hata" olarak nitelemenin altında, bu kadar açıklığı kaldıracak uygarlık kapasitesinde olmamış olması yatabilir.

Şunu anlıyorum:seninle süreli flört planlamış olabilir. Zaten planlı ilişkiler ticari ortaklığa benzer. Evlilikler de öyle. Hep kar hesabı yapanlarda duygu sıfır our ki, ilişkinin asıl mayası duygu olduğunu göre, hesaplaşma türü yatırımlar (sınırlı flört gibi) bir yerde açık verir ki, sen bunu keşfetmiş olmanın tepkiselliğin yaşıyorsun haklı olarak. Biraz daha netleşiyor konu.
Bu da tipik erkek mantığı:)) (yani çakrasının en önünde sevişip hevesimi aldıktan sonra düşüneyim gerisini.. gibi)

C3Moi dedi ki...

"onla konuşmaktan hoşlandığımı ona söylemem" karşı taraf için üç harfli durum söz konusu; N A Z.