başka Tanrının erkekleri 1

Karısını hiç tanımadım. Çok duydum tanışmalarını, aşık olmalarını, evlenmelerini ama… Gülümseyerek ama hüzünlü anlatırdı. Boşanmışlardı sonra çünkü…


Bodrum’a gidiyordu iş gezisine. Gülümsemeyin öyle bıyık altından. Evet, iş gezisiydi ama evet, eşini aldatacağını adım gibi biliyordum…

İş arkadaşıyla gitmişti Bodrum’a. Gündüz görüşmelerini yapmışlar, akşama kurtlanmışlar. Arkadaşının, eski bi arkadaşı sahne alıyormuş meşhur bi barda. Oraya gidelim demişler. Kadınla tanışmış. Alkol. Arada muhabbet filan. Lakin o kadar. Bi telefon isteme, bi İstanbul’da ne yapıyorsun?, bi hayatın nasıl?, bi bağ kurma çabası yok iki tarafta da. “Bi elektrik olmuş aralarında” derdim normalde ama benim mantığımı biliyorsunuz…

Okan yüzüğünü çıkartmış. Cebine atmış. Lakin evli olduğunu söylemiş. Yani kadın sadece çapkınlık olduğunu biliyor.

Otele dönmüşler. Ortak arkadaş ayrılmış. Lobide 2 tek daha atmışlar. Odaya çıkmışlar. Yatmışlar (sevişmişler değil. Burada da benim mantığımı biliyorsunuz). Okan sabah uyandığında ne kadın varmış odada, ne de bi not…

Arkadaşı aramış sonra uyandı mı acaba diye. Uçağa yetişeceklermiş çünkü…

Duşa atmış kendini. Alelacele giyinmiş. Valizini filan kontrol etmiş. Ve birden yüzüğünü fark etmiş. Önce odayı talan etmiş. Sonra yarım yamalak geceyi hatırlamış. Sadece giydiği pantolonun değil, diğerlerinin de cebine bakmış. Gömlek ve t-shirtlerine bile bakmış. Yok.

Arkadaşını aramış. “Sen git. Ben akşam uçağı ile döneceğim” diye.

Kafası yerde, bu kez otelden bara kadar yürümüş. Yok.

Soğuk sular döküldü derler ya, aynen öyleymiş. Sersem gibiymiş anlattığına göre. “Bulunacak şey mi ama 2 kez gidip geldim o yolu” dedi.

Yüzüğün de özellikli bi şey olduğunu sanmayın. Bildiğiniz düz alyans işte. Kuyumcularda çok rahat bulunur yani.

Lakin mevzu o değilmiş! Anısı varmış o yüzüğün. Evlilik teklifini tek taşla filan değil, o alyansla yapmış. Tek taşı sonradan almış. O alyansla kabul etmiş teklifini eşi. Düşünsenemişim, ilk kez evlendikleri gün takmışlar!

Ciddi miydi, dalga mı geçiyordu anlamıyordum. “Neyin simgesi o?” demedim. Bazen susabiliyorum ya, takdir ettim kendimi.

Hayır, tabi ki bulamamış o gün alyansı. İstanbul’a dönünce ilk gördüğü kuyumcudan yenisini almış. Takmış parmağına. Hayır, son da olmadı bu. Sadece alyansını çıkartmamış diğerlerinde…



Şimdi düşünüyorum da, ne çok başka Tanrının erkeği tanıdım bugüne kadar. Şaşırmıyorum artık ama peki niye hala üzülüyorum acaba…

Başka Tanrının erkekleri onlar. “Olsun. Aynı aşka inanıyoruz” diyemiyoruz onlara. Sevişmek ibadet. Onların dokunması, öpüşmesi de bi başka.

Ve Penelope’nin dediği gibi

kazık kakmaya geldim.

Kazıklar ikiye ayrılır...

1. Eşeği bağladığımız.

2. K.çımıza giren.

Uğur'lu perşembe

İllegal Uyarı : Bu yazı hiçbir yere gitmiyor!
Oysa fotoğraf bir uçan halı!

























Bir pencereden bakıyorum hayata…

Yorgun ama arsızım.


Ne görsem istiyorum ki
   ben olayım,
      benim olsun,
         bende olsun…



Bi kadın bi adamı tokatlıyor misal. Benim yanağım yansın.

Bi adam bi kadını öpüyor ya da… İstiyorum ki o cesaretim olsun. Bi gün, bi yerde, sırf canım istedi diye, adamı tutup kolundan çevirip de… Sadece öpüp bıraksam olur mu?

Bir çocuk bi sokak kedisini seviyor. Mırıldanan benim. Huzur ki, o çocuğun avuç içlerinde… Bir de elinin üzerindeki gamzelerde. Büyüğünce masumiyet gibi kendiliğinden kaybolur o çukurlar. Vakit varken kıvrılıp uyumak lazım orda…

Bir anne bir bebeği emziriyor. Yanına gidip saçını okşuyorum. “Şu an dünyanın en güzel işini yapıyorsun. Neden onun üzeri örtülü? Neden senin yüzün duvara dönük?”

Ve Boyalı Kuş’u okuyor hamile bir kadın. Kadın olmak istemiyorum. İçindekiyim ben. Dinlediğini anlamayan, masal gelen… Hayallerde büyüyen…

Güneş var. Gözleri kamaşıyor bir güvercinin. Iskalıyor kendisine atılmış ekmek parçasını… Uçarken, sanki o kanatlar benim yelpazem. Kavurucu güneşte yüzüme vuruyor serinlik…

Pencereden içeri bir ses giriyor. Bir adam sevişmiş az önce. Kadının kollarında şarkı söylüyor…

Ve pencereden sızan tütün kokusu doluyor ciğerlerime. Bi kadın da bi adamla sevişmiş az önce. Adamın içtiği sigara değil ama… Cigara, başka… Burada adam da değilim, kadın da. Ben o dudaktakiyim. Her nefeste yana yakıla tükenen…

Ben ki köprüden geçerken sevgili dudaklarına konan…

Ben ki pencerenin pervazındaki kedi…

Ben ki tütün kokan erkek eli, anason lezzetli kadın dili…



Ellerim arkamda bağlı, gözlerim değil ama! Ne gelse kabulüm. Herkesin, her şeyin yeri ayrı. Bir pencereden bakıyorum hayata...

Benim seninle işim var. Pencere önünde bi ıslık çalmana bakar…






Bir fotoğraf ararken tanıştık Uğur Güçarslan’la.
İstedim ki biri bana çektiği bi fotoğrafını versin. Hayatın, sabitlediği o ana bakayım. O anda gördüklerimi yazayım…
Yazı altığım olsun o fotoğraf… Lakin şimdi yazım fotoğrafın altında kaldı! Kitlendim kaldım. Anca bu kadarı geldi elimden…
FHK (Fareli Köyün Hayalcisi) Uğur’a teşekkür ederim…