b'aşka yazdım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
b'aşka yazdım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rec
Dedeman'a gitmiştik bi şeyler içmeye. "İçerde oturamam, daralırım. Dışarıda oturamam, üşürüm." dedim. Sen ise "odada içelim" demedin. 'Tamam olur bu iş olsun' dedim içimden. Düşünmedim, ben söyledim. İçmedik ama seviştik. Bence iyi de ettik...
Düşünmemiştim gerçekten; ertesi günü, sen Antalya'ya gidince n'olacağını, yurtdışını hele aklıma bile getirmedim. Sadece o akşam yanında kalmak istemiştim. Ve "bu bir gecelik değildi" dedin, hayatımın bir günde altüst olduğu o dönemde...
Seni neden sevdiğimi soruyorlar, anlatıyorum...
Cem Yılmaz bir gösterisinde, otellerde çarşafların hiç açılmayacakmış gibi sıkıştırıldığını söylüyordu. Senleyken o yatak hep açık oluyo, kolların gibi.
Yanımda kalacağına inandığım zaman, kaydetmeye başladım; seni sevme sebeplerimi. Beynimdeki REC tuşuna bastım, gittiğinde hep hatırlamak için.
Her erkek sevdiği kadını soyar. (Hatta genellikle sevmeden de...) Ama sen beni giydirdin be adam. Çocuk giydirir gibi. Özene bezene, koruyup kollayarak ve gözlerime öyle bakarak... Bunu da kaydetmiştim Burdur'da.
Yine Burdur'da gece titreyerek uyanmıştın. "Korkma iyiyim, sakın korkma" oldu ilk sözün. Bi insan hastayken, o halde, nasıl karşıdakini düşünür ki... Şimdi seni sevmem garip mi?
Niye aşık olduğumu soruyorlar, anlatıyorum...
Kışın dışarıda çay içiyorduk hani Ağva yolunda. Gittin bana arabadan kazak getirdin, üşüdüm diye. Çünkü elin, çıplak koluma değmişti. Benden önce beni düşündün yine.
Banyoya girince bornozu kapıda bulduğumu anlatıyorum mesela... Yemeğini bırakıp, arabadan mama alıp, kedileri beslemiştin bi kere de... Bu kadar küçük ama ince düşüncelerini...
Senle olan veya senin çektiğin tüm fotoğraflarda iyi çıkmamı anlatamıyorum. Anlasam bunu da anlatırım...
Bir de özellikle anlatmadıklarım var. Aramızdaki durumların bazıları, özel şeyler tabi. Bana güzelmişim gibi bakman gibi.
Boyundaki o yerin kokusu gibi.
"Önce sen" gibi ;)
Dilerim seninle kaydedecek daha çok şeyim olur.
Enİkonu
b'aşka yazdım
başka Tanrının erkekleri 2
Bi akşam tanıştı adam ile kadın. Kadın kendi arkadaşlarıyla yemeğe çıkmıştı. Adam ise demleniyordu yan masada. Erkek erkeğe iki tek atıyorlardı belli ki. Masalar birbirine kulak misafiri oluyordu. Beraber gülünüyordu muhabbete. Hepsi o... Lakin kadın kalkarken, telefonunu istedi adam. Kadın için tuhaftı bu durum. İlkti ama verdi numarasını... Hemen ertesi gün sms trafiği başladı. Kadın için arkadaştı adam. Taaa ki...
Laflarken "beni 22.00 den sonra sağlık sorunu yoksa aramaz arkadaşlar. Sms de atmazlar o saatten sonra" demişti kadın. Ve aynı günün gecesi 22.05'de bi sms gelmişti telefona "iyi geceler" diye...
Böyle başladılar flört etmeye. Hafta sonu yemeğe davet etti adam kadını. Aynı yere gittiler. Bu kez aynı masada oturdular...
Öpüştüler. Adam evine çağırmadı. Kadın istedi kahve içmeyi. Seviştiler...
Kadın hissediyordu; adam özgürlüğü seviyordu. Adamı hiç aramadı. Adam yazmadan hiç yazmadı. Kimlesin? Nerdesin? N’apıyosun? Bıdı bıdı yapmadı hiç. Kendi hayatını yaşadı ve beraberken keyif aldığı hayatı. Kadın hiçbir arkadaşına sevgilisi olduğunu söylemiyordu. Ve adamın da sustuğuna emindi...
Bikaç ay böyle devam etti ilişkileri. Yemeğe gittiler yine o gece. Ardından adamın evine. Seviştiler. Yatakta yan yana yatarken, "sen hakkın olanı istemiyorsun. Sana yazık. Hakkını istersen, veremem. Ben üzülürüm. Ayrılalım" dedi adam. Yakın olan yol değildi o an...
En güzel ayrılığı olmuştu ama kadının. Dürüsttü adam. Doğruydu. Kırılmamıştı ve kızmamıştı kadın...
3 Seneyi aşkın hiç haberleşmediler. Sonra...
Kadını bi arkadaşı ev partisine davet etti. Yemek ve oscarlı bi dvd izlenecekti.
Kadın adet olduğu üzere bi şarap aldı eline. Arkadaşı açtı kapıyı. Konuşmalar gülüşmeler geliyordu içerden. İrkildi kadın...
İçerde oturuyordu adam. Sırtı kapıya dönüktü. Arkadaşı çekiştirerek adamın yanına götürdü kadını. "Bak seni kimle tanıştıracağım" dedi adama. Döndü ve kadını gördü. Şaşkındı ama bozuntuya vermedi. Adını söyleyip elini uzattı. Kadın ve adam sanki ilk kez tanıştı...
Yemek yendi. Sohbetler edildi. Oynuyordu kadın da adam da... Sofra toplanmaya başlandı elbirliği ile. Mutfakta karşılaştılar. Hiçbir şey söylemeden öptü adam kadını...
Kalkarken ayrı ayrı çıktılar. Yabancıymış gibi. Eve bırakmadı adam, ilk kez kadını... Ayrıldıkları gün dahil, kadını hep adam bırakmıştı çünkü...
1 hafta sonra arkadaşı aradı kadını. "Hani bizde tanıştığın adama gidiyoruz" dedi...
Yabancı gibi girdi eve. Kaç kez seviştikleri koltuğa oturdu. Hiçbir şey olmamış gibi... Ve gecenin sonunda bu kez, ilk defa o evden yalnız çıktı kadın.
Kadın evine geldi. Bi duş yaptı. Karalıkta bi sigara yaktı. Kapı çaldı. Korktu kadın. Koştu, açtı. Adam karşısındaydı. Seviştiler. Sigara yaktı adam. Kadın “burada içme” dedi. İçeri gitmedi, sigarayı söndürdü adam…
Sms trafiği de başlamıştı yeniden. Kadın biliyordu adamın huyunu. Sevgili olmadıkları için rahat rahat sataşıyordu adama. O kadın kim? Geçen Hafta sonu nerdeydin? Fingirdedin mi tatilde? Yattın mı biriyle? Vs.
Adam cevap veriyordu hepsine. Ciddi ciddi hem de. "Sana ne. Sorma. Boşver. Ooo hangi biriyle…" değil. "Kimseye dokunmadım" diye.
Bi akşam dışarıda yediği yemekten zehirlendi kadın. Evde kusuyordu devamlı. Kafası klozetin içinden çıkmıyordu. Çok halsizdi. O sırada sms attı adam. Cevap yazamadı bile kadın. 10 Dakika sonra aradı adam, “bir şey mi oldu?” diye. 15 Dakika sonra da kapıya geldi. Zorla hastaneye götürdü kadını. Hastaneden sonra kendi evine. Sabah iyileşmişti kadın. Bırakmadı ama adam. 10’da işine gitti. 12’de geri geldi kadının yanına. Akşamına ancak bıraktı kadını evine…
Görüşmeye ve de sevişmeye başlamışlardı, kimseye söylemeden ve sevgili olmadan…
Olsaydı, ilk tanıştığımızda olurdu diye düşünüyordu kadın. Hem şimdi daha yorgundular. Kim bilir kimler geçti hayatlarından… Şimdi başkaydı oysa. Bu sorumsuz samimiyeti seviyordu kadın. Olduğu kadardı artık, gittiği kadardı…
Hemen her hafta görüşüyorlardı herkesin içinde. Ve sonrasında yalnız… Böyle devam etti oyun...
Birkaç ay sonra… Ortak arkadaşları çağırdı kadını. Gelenekselleşen buluşmaya gitti kadın. Baktı. Adam yoktu. Laf arasında arkadaşına sordu. Bu hafta sonu İstanbul’da değilmiş…
Hissetti kadın…
Sms attı “biri mi var?” diye. “Var gibi…” dedi adam.
Ve o gün tanıştı kadın, başka Tanrının erkeği ile…
Enİkonu
b'aşka yazdım
başka Tanrının erkekleri 1
Karısını hiç tanımadım. Çok duydum tanışmalarını, aşık olmalarını, evlenmelerini ama… Gülümseyerek ama hüzünlü anlatırdı. Boşanmışlardı sonra çünkü…
…
Bodrum’a gidiyordu iş gezisine. Gülümsemeyin öyle bıyık altından. Evet, iş gezisiydi ama evet, eşini aldatacağını adım gibi biliyordum…
İş arkadaşıyla gitmişti Bodrum’a. Gündüz görüşmelerini yapmışlar, akşama kurtlanmışlar. Arkadaşının, eski bi arkadaşı sahne alıyormuş meşhur bi barda. Oraya gidelim demişler. Kadınla tanışmış. Alkol. Arada muhabbet filan. Lakin o kadar. Bi telefon isteme, bi İstanbul’da ne yapıyorsun?, bi hayatın nasıl?, bi bağ kurma çabası yok iki tarafta da. “Bi elektrik olmuş aralarında” derdim normalde ama benim mantığımı biliyorsunuz…
Okan yüzüğünü çıkartmış. Cebine atmış. Lakin evli olduğunu söylemiş. Yani kadın sadece çapkınlık olduğunu biliyor.
Otele dönmüşler. Ortak arkadaş ayrılmış. Lobide 2 tek daha atmışlar. Odaya çıkmışlar. Yatmışlar (sevişmişler değil. Burada da benim mantığımı biliyorsunuz). Okan sabah uyandığında ne kadın varmış odada, ne de bi not…
Arkadaşı aramış sonra uyandı mı acaba diye. Uçağa yetişeceklermiş çünkü…
Duşa atmış kendini. Alelacele giyinmiş. Valizini filan kontrol etmiş. Ve birden yüzüğünü fark etmiş. Önce odayı talan etmiş. Sonra yarım yamalak geceyi hatırlamış. Sadece giydiği pantolonun değil, diğerlerinin de cebine bakmış. Gömlek ve t-shirtlerine bile bakmış. Yok.
Arkadaşını aramış. “Sen git. Ben akşam uçağı ile döneceğim” diye.
Kafası yerde, bu kez otelden bara kadar yürümüş. Yok.
Soğuk sular döküldü derler ya, aynen öyleymiş. Sersem gibiymiş anlattığına göre. “Bulunacak şey mi ama 2 kez gidip geldim o yolu” dedi.
Yüzüğün de özellikli bi şey olduğunu sanmayın. Bildiğiniz düz alyans işte. Kuyumcularda çok rahat bulunur yani.
Lakin mevzu o değilmiş! Anısı varmış o yüzüğün. Evlilik teklifini tek taşla filan değil, o alyansla yapmış. Tek taşı sonradan almış. O alyansla kabul etmiş teklifini eşi. Düşünsenemişim, ilk kez evlendikleri gün takmışlar!
Ciddi miydi, dalga mı geçiyordu anlamıyordum. “Neyin simgesi o?” demedim. Bazen susabiliyorum ya, takdir ettim kendimi.
Hayır, tabi ki bulamamış o gün alyansı. İstanbul’a dönünce ilk gördüğü kuyumcudan yenisini almış. Takmış parmağına. Hayır, son da olmadı bu. Sadece alyansını çıkartmamış diğerlerinde…
Şimdi düşünüyorum da, ne çok başka Tanrının erkeği tanıdım bugüne kadar. Şaşırmıyorum artık ama peki niye hala üzülüyorum acaba…
Başka Tanrının erkekleri onlar. “Olsun. Aynı aşka inanıyoruz” diyemiyoruz onlara. Sevişmek ibadet. Onların dokunması, öpüşmesi de bi başka.
Ve Penelope’nin dediği gibi
Enİkonu
b'aşka yazdım
rüya tabiri
Biriyle beraber olurken, sadece bana davranışlarına baktım...
Sen nasıl davrandın? Bana naptığının farkında mısın?
Kabul, başta istediğini sandım. İlgilendiğini, düşündüğünü, özlediğini. O korktuğum büyük laflardan ettin. Sadakat gibi, aşk gibi. Çok inandırıcıydın, hem ben de inanmak istedim. Ayağımı frenden çektim...
Ve sen bulutların üstünden, birden bıraktın beni. Üstelik tutmayacağını haber bile vermeden. Hazırlıksız yakalandım. Hani insan, rüyasında yüksekten düştüğünü görür ama hiç yere çarpmaz ya. Tam çarpacakken birden havada asılı kalır. Asılı kalacağımı sandım. Daha doğrusu, senin bi yerlerde beni tutacağını.
Tanıştığımız akşam, bana “sevgilin olacak bi erkekten ne beklersin” diye sormuştun. 3 Şey saymıştım, birkaç şey anlatmıştım. En önemlisi, merhamet... İyi ol, sağ ol, uzak ol diye bir şey duydun mu hiç? Çok insanca bir şey. Sadece, karşıdakinin iyi olduğunu bilmek, nefes aldığını bilmek, merhamet yani işte… Çok kırıldım. Bir iyi yolculuklar bile dilemiyorsan, zaten bir şey hissetmemişsindir. Bana bir şey olsa üzülmeyeceksin!?... Ben Cumartesi sabahı Bodrum’da yere çarptım. Demek ki rüya değilmiş...
O yüzden sana o sms’i attım. Görmek istedim ama sevgili olmak istediğimi sanma diye… Farklıyız biz, kabul. Pes ettim.
Belki sen de haklısın. “Bitti” diyeceğin bir şey yok belki de. Haklısın çünkü 13 Şubat’ta arayıp bana “yarın sevgilinle olursun. Bugün görüşelim.” dediklerinde, ne diyeceğimi ben de bilmiyordum. İnsan durumu idare etme, geçiştirme, savuşturma pratikleri yapıyor. Kendime “aferim lan, iyi kıvırdın” dedim kaç kere...
Senle ilgili ne zaman “ben olsaydım...” desem, olduğu yere çöküyor her şey. Ben olsam, bana kıymazdım. Ben başkasına da kıyamadım hiç. Ne zaman empati yapsam dağıldı her şey. İçimdeki küçük kadınlar saklandılar hep. Kaleden ne kadar uzaklaşırsam uzaklaşayım şimdi saklandıkları yerden çıkıp sobelemiyorlar...
Bilmediğimi mi sanıyorsun? Beni saf mı sanıyorsun?
“Zaman ver” deyip durdun. Şimdi istediğin kadar zamanın var ama ilişkiler böyle kurulmaz, böyle yürümez. Kimse köşe yastığı olmak istemez. Kimse mutluyken sırtını yaslayacağın bi şey olmak istemez.
Kimseye “sen bekle, halledip geleceğim” diyemezsin. O çözülmesi gereken şeyleri -her neyse- hallettikten sonra kimseye gidip “hadi başlayalım / devam edelim” diyemezsin.
İlişki nasıl bi şeydir biliyor musun?
Karşıdakine her halini gösterebilecek kadar güvenmek... Seni kusarken de görür, sarhoşken de, koca göbeğini, sarkmış memelerini, ciyak ciyak ağlarken, makyajsız, reglken, hastayken, k.çında dereceyle, sinirliyken vs.
“O da insan” dersin. “Herkes hata yapar” dersin. İnsana özgü bunlar. İnsana yakışır.
Kimse kahraman değil. Sıradan insanlarız biz.
Hep güçlüyü oynuyorsan, sıkıntını anlatmıyorsan, zayıflığını göstermekten korkuyorsan, ilişki filan yoktur. Demek ki yakın değilmişiz. Eyvallah... Anladım...
Bana laf ediyordun ama aslında beni hayatına almayan sensin.
Daha önce söyledim. Benim adıma karar veremezsin. Sen söylersin, karşı taraf karar verir. “Senin için iyisi bu” di-ye-mez-sin...
Yine aynı şey olduğuna göre bunun anlamı açık. Merak etme kendimde olacağım. Emin ol yazmam ve aramam. Telefonum cebimdeymiş, yere çarpınca kırıldı :)
Kimse yok işte olm. Kendine sahip çıkacaksın. Kendini üzmeyeceksin. Başkası azına s.çsın önemli değil ama kendinle giriyorsun yatağa. Kendine bakıyorsun aynada... Ötesi var mı? Yok!
Tanrı dedi ki; “bu da senin dersin... Al!”
Çok isteyince olmuyor. Ya da her istediğin olmuyor. Yahut istemek yeterli değil. Olmayınca olmuyor.
Kader / kısmet neyse işte adı. Teslim et / helal et hakkını. Bırak.
Kader / kısmet neyse işte adı. Teslim et / helal et hakkını. Bırak.
Büyümek bu... Hepsi bu...
Hoşçakal...
Enİkonu
b'aşka yazdım
B.B.
Yazının şarkısı budur. Dinleyerek okuyunuz.
Bu blogdaki yazdıklarımın çoğu ona adandı. Çok normal. Ben de 5 yıl boyunca ona adanmıştım…
Arkadaş grubunda tanışmıştık. Hani ilk anda bi etkilenme olur, sesin kısılır kelimenin ortasında, elin titrer sigaraya uzanırken, gözlerini kaçırırsın sebepsiz yere ve de o fark eder her seferinde, arkadaşlar sevgilin olmadığını sıkıştırırlar cümle arasına ama cümle uçar gider de sevgilin olmadığı asılı kalır havada uzuuun süre, nedense söylediği her şey gülümsetir (sadece) seni, kazayla bi yerine dokunsan özellikle yaptığını sanacak diye panik yaparsın ve asıl bu panik halin göze batar, en nihayetinde gecenin sonunda aranızda söylenmemiş tek şey aslında herkesin bildiği tek şeydir ya… Üzgünüm. İşte bunların hiçbiri yaşanmadı aramızda…
Arkadaştık. Arkadaş gözüyle baktık birbirimize. Telefonlaştık. Mesajlaştık. Mailleştik. Bu sıralarda birbirimize eski sevgililerimizi anlattık hatta. İşteki durumlardan bahsettik. Bazen geyik yaptık, güldük eğlendik. Yuvarlanıp gidiyorduk yani özetle. Taaa ki…
Taaa ki, bi görüşme sonrası ayrılırken dudaklarıma eğilinceye kadar. Sadece eğildi, sıfır temas. O kadar sıfırdı ki, emin olamadım. Bi teşebbüs müydü? Yoksa bana mı öyle gelmişti?
Dayanamayıp SMS attım: “beni öpüyor muydun, yoksa?”
“Dalmışım. Sadece benim mi öpüyor olacağımı düşünüyordum o sırada. Eğildiysem bundandır. Kusuruma bakma :)”
Böyle başladı işte. Hiçbir şey değişmedi oysa… Yine arkadaştık. Ek olarak… Ek olarak sevişiyorduk.
B.B. ilk seviştiğim erkek. Ve doğru kodladı beni…
Aslında çok şanslıyım ben. İlklerin insanı kodladığına inanırım. Yani bi şeyi ilk kez yaşıyorsanız, o diğer seferlerin tümünü etkiliyor. Bu yüzden, ilkinde doğru adım atmalı insan. Çoğu kez bu adım seçimlerimizle ilgili olmasa da…
İlk sevdiğim erkek Cenk’ti. Duygusal anlamda çok doğru kodladı beni. Cenk’ten sonra başkalarıyla da çıktım elbette ama sevgilim olmadılar asla. Çünkü Cenk’teki olgunluğu bekledim hepsinden. Olmayınca da ayrıldım. Neyse, bunlar bu yazının konusu değil…
İnşaat sektöründeydi B.B. Şantiye nerede, benimki orada. 6 Ay, 1 sene, şehir dışı, yurt dışı. İşin tuhaf yanı; hiç mi hiç kıskanmadım onu. Sanırım, önce arkadaş olarak tanımamdan kaynaklandı. Ne “başkasıyla yatıyor mudur acaba?” diye düşündüm, ne de “başkasıyla çıkıyor mudur?” diye. Onca kilometreye rağmen…
Beni sevdiğini ve tabi ki onu sevdiğimi anlamam da kolay oldu böylece. Mesafeler sayesinde… Antalya’da iş almışlardı. 4 gün yanına kaçmıştım. Dönüşte otobüsüm kalkarken, o bakışıyla anlamıştım. Bir lokantanın tuvaletinde düşüp başımı lavaboya çarptığımda ben değil, o ağladığında anlamıştım. Rusya’da Allah’ın unuttuğu bi yerde, dizlerine kadar karlar içinde yürüyüp, sabah okuduğumda gülümseyeyim diye bana mail attığında anlamıştım. 30 Yıllık ömründe bir yumurta kırmamış adam, sabah mükellef bi kahvaltıyı yatağa getirdiğinde anlamıştım. Sinirden delirttiğim zamanlarda alnındaki damarları gördüğüm halde, bana karşı ses tonunun değişmemesinden anlamıştım.
O ise “git öp çabuk onu!” dediğimde anlamış onu sevdiğimi. Kardeşiyle kavga etmişti. Büyük bi kavga. Aslında konunun ne olduğunu bile bilmiyordum. Bildiğim tek şey; B.B.’nin hatasını kabul ettiği ve üzgün olduğuydu ama abiler özür dilemezdi! Daha doğrusu öyle sanıyordu. Özür dilemesine gerek yoktu ki, öpse kafiydi. Ve bunu yapmasaydı, çok ciddiydim ki onu aramayacaktım.
…
Ayrıldık. Aynı trendeydik ama farklı yönlere gidiyorduk. Farklı kıyılara varıyordu, içinde olduğumuz vapur. Otobüsümüz farklı yollardan gidiyordu. Nasıl saçma bi anlatım oldu, farkındayım ama olan buydu…
Şimdi, ulaşabileceğim bi yerde. Ben korkuyorum oysa, “ne haber?” demeye. Korkuyorum çünkü o artık evli, bir de kızı var. 2. Kez baba bile olmuş olabilir… Yanlış anlamasından korkuyorum. Bi ihtimal görüşmekten korkuyorum. Düzenini bozmaktan, aklını karıştırmaktan korkuyorum… Köstebek gibiyim. Tünelime kaçıyorum…
Şimdi yazacağım birkaç cümle ona;
İtiraf ediyorum, seni kırmak ve kızdırmak için söylemiştim.
Hiçbir şeyden pişman değilim…
Ve kendime iyi bakıyorum. Senin istediğin gibi…
İmza
kadının
Enİkonu
b'aşka yazdım,
ona
Cenk
Yazının şarkısı budur. Dinleyerek okuyunuz.
Bir bebeğe isim koyarken “adıyla yaşasın” derler. Sevdiğim laftır benim de. Oysa adıyla ters bir hayatı vardı ve adıyla ters oldu ilişkimiz. Hiç savaşmadık. Hiç sevişmedik de…
Bir bebeğe isim koyarken “adıyla yaşasın” derler. Sevdiğim laftır benim de. Oysa adıyla ters bir hayatı vardı ve adıyla ters oldu ilişkimiz. Hiç savaşmadık. Hiç sevişmedik de…
Adada tanıştık. Garip ama hangisiydi hatırlayamıyorum, Büyükada, Burgaz, Heybeli... İşte biri… Lisenin son günlerinde okul kırdık arkadaşlarla. O da arkadaşlarıylaydı. Gruplar arasında laf atmalar filan derken… Yanıma geldiğini hatırlıyorum, en son kalkarken. Üzerinde kot, uzun kolları katlanmış bir gömlek ve spor ayakkabılar vardı. Çok serseri duruyordu. Oysa ses tonu ve söyledikleri bambaşkaydı. Hayır, ”1 dakka gelir misin?” demedi. Tüm arkadaşlarımın içinde dikildi karşıma. “Merhaba, ben Cenk” dedi gözlerimin içine baka baka. Cevap beklemeden devam etti “biz kalkıyoruz şimdi. Bu telefon numaram. Beni ararsan sevinirim. Çünkü tanımak istiyorum seni.” O zamanlar kızlardan telefon istenmezdi. Erkek numarasını verir ve beklerdi…
Lise 2’nin 2. döneminde psikoloji defterimin arasından çıktı, telefonunu yazdığı o kağıt. Ararken kim olduğunu bilmiyordum. Tamamen unutmuştum. Okuldan biri diye tahmin ettim. Aradım. “Merhaba” dedim, “bende numaran var. Biliyorum çok ayıp ama seni hatırlayamadım?” Ve “…seni?” der demez (o zamanların moda deyimiyle) birden düştü jetonum. “Oysa ben aylardır aramanı bekliyordum” dedi. İnanılmaz sıcak, inanılmaz samimiydi.
İkimiz de gençtik. Üstelik ben hem de çocuktum…
Görüşmeye başladık. Aramızda 3 yaş vardı. Babası İtalyan, annesi Türk. Özel okuldaydı. Maddi durumu gayet iyiydi. Lakin öyle düşündüğünüz gibi değildi. Zengin p.çlerinden yani, öyle değildi…
Haftada en az bir gece görüşürdük. Ailem, arkadaşlarına akşam yemeğine giderdi. Ben de evden kaçardım o gecelerde. Delikan durumu işte. Ne cesaret halbuki! Benden önce gelip, evde beni göremeseler kim bilir nasıl delirirlerdi.
Yol yordam bilirdi Cenk. Evden alır, eve bırakırdı. O zamanlar bir lise öğrencisinin altında, devamlı araba olmazdı. 2-3 kez çıktıktan sonra beni arkadaşlarıyla tanıştırdı. Hepsi bana prensesmişim gibi davrandı. Tek sorun, benim o zamanlar çok tutuk olmamdı. Şimdi size imkansız gibi gelebilir ama bildiğiniz içine kapanıktım. Çekingendim. Sessizdim. Bir şey sorulmadan konuşmazdım. Nadiren anlaşamasak, hani tartışır gibi olsak iyice susardım. Cenk ise tam tersimdi. Çok değil ama konuşurdu. “Bak böyle yapma. Sen susarsan nasıl halledeceğiz biz bunu? Sorunlarımızı açıkça konuşmalıyız” gibi cümleler kurardı. O zamanlar, gözümde amca olurdu :)
O yıllarda, haplar vardı. Duyardık, bilirdik… Bir gün denemek istedim. Gerçekten çok merak ediyordum. B.k vardı! Velhasıl işte o zamanlar çocuktum. Cenk’ten istedim. Çevresi genişti, bana bulurdu. Kendimce 2 de şart koştum. 1 Parasını ödeyecektim, çünkü sorumluluğu bana ait olmalıydı. 2 Yalnızken deneyecektim, çünkü saçma sapan şeyler yaparsam rezil olmak istemiyordum. “Birincisini kabul ederim ama ikincisini asla. Yalnız kullanmayı unut!” dedi. Belki benim için korktu. Belki de hatta kuvvetle muhtemel, kabul etmeyip vazgeçeceğimi tahmin etti. Yanılmadı, bildi.
Çocuktum demiştim ya, beni o büyüttü. Yani nasıl sevgili olunur, ilişki nasıl bir şeydir, nasıl yaşanır duygular, vs. Tüm bunlara rağmen “sevgilim” diyemem Cenk’e. Çünkü aşk; beyin, kalp ve ten işidir. Oysa dedim ya; biz hiç sevişmedik. Çok sevdik ama…
Sevişmedik ama istemediğimizden değil. Ben, 18 yaşından küçük olduğum için. Sinir olgunluklarından biri daha…
1.5 Sene sonra İtalya’da yaşamak istediğine karar verdi Cenk. Ben de liseden mezun olmuştum. “Sen de gel” dedi. “Bunun için evlenmemiz gerekiyorsa evleniriz de…” Orada iş adamlarının çocuklarına özel Türkçe dersi verecektim. Hem ben de İtalyanca öğrenecektim. Zaten para sıkıntımız yoktu. Maksat benim boş oturmamamdı. Sonra başka işler de bakılırdı. Bla bla bla… O her şeyi düşünmüş, planlamıştı…
Hayat bazen V şeklinde önünde açılıyor insanın. Sen bir seçim yapıp, bir yola sapıyorsun… Sonradan görüyor bu, geçmişe baktığında... İşte o tek andı hayatımda...
Lisede İngilizce okumuştum. Cenk’ten öğrendiğim birkaç kelimeyi saymazsak, hiç İtalyanca bilmiyordum. Ailem ve arkadaşlarım buradaydı. Bla bla bla… Evet, bildiniz. Tebrik ederim! Bunlar hep kulptu. Aslında; korktum.
Cenk gitti. Hayatına devam etti… Ben Türkiye’de kaldım. Yaşadım...
Tabi birden bitmiyor. Zaman alıyor. Arada sırada Türkiye’ye geldiğinde görüştük. Dedem vefat ettiğinde duyup aramıştı misal. Önemli bunlar. Özel.
Sonra zamanla koptuk. Şimdi nerededir, ne yapıyordur hiçbir fikrim yok. Nedense İtalya’da olmadığını düşünüyorum. Sanki birden esmişlerdir ona. Çekip gitmiştir mesela Brezilya’ya ya da ne bileyim Fransa’ya.
Her nerede olursa olsun, şimdi yazacağım 3-5 cümle ona;
Sana aşık olmadım ama seni çok sevdim. Sen, bana sevmeyi öğrettin…
Kim bilir, aşık olurdum belki aşkı öğretseydin...
Çok mutlu olmanı dilerim…
Çok mutlu olmanı dilerim…
İmza
öğrencin
Yazının fikir annesi Penelope... Teşekkürler...
Enİkonu
b'aşka yazdım,
ona
ben de kahraman oldum!
Bu şarkıyı dinlerken okunması tavsiye olunur…
Yaptım. Zayıflık mı dersiniz, güç mü bilmem… Sms attım.
Aslında ilk olarak, tartıştığımızda ya da ayrıldığımızda çağrı bırakmayı düşünmüştük. Sonra olacakları da biliyorduk. Birimiz çağrı bırakacaktı. Diğeri “beni aramışsın” diye arayacaktı. Bu geri arama süresi ister 10 dakika olsun, ister 1 saat biri çok pişman olacaktı. “aaa öyle mi. Tuş kilidi açık kalmış” diyecekti diğerine. Biri de diğeri de yalan söyleyecekti.
Telefonu açıp “özür dilerim” diyemeyecek kadar korkaktık ikimiz de. Birbirimizin aynasıydık…
Bu yüzden sonunda boş sms’de karar kıldık… Bi kere gönderdin mi geri dönüşü yoktu. Kazayla olmuş, çantamdaydı üstüne bir şey geldi herhalde, yeğenin elindeydi oynarken aradı demekki vs gibi yalanların işe yaramayacağı bellidir. İstemişsindir, yapmışsındır.
Ben de yaptım. Boş sms gönderdim… Bir şey yazmaya gerek görmedim…
Ve bu mesajdan kimseye bahsetmedim.
Hemen değil, ertesi gün aradı. “Yanlış anlama” dedim, “sevgili olarak değil, arkadaş olarak görmek isterim seni.” Akşam, beraberken gittiğimiz mekana gittik.
Telefonumu titreşime aldım. Olur a, çeteden biri ararsa onla görüştüğümü söylemek istemedim. "Manyak mısın?" ile başlayıp, "aklını başına al!" ile biten nutukları dinlemek istemedim. Delirmek istedim…
Telefonumu titreşime aldım. Olur a, çeteden biri ararsa onla görüştüğümü söylemek istemedim. "Manyak mısın?" ile başlayıp, "aklını başına al!" ile biten nutukları dinlemek istemedim. Delirmek istedim…
Oturduk. Aynı şeyleri yedik, içtik. Lakin biz aynı değildik…
Birkaç aydır olanları özetledik birbirimize. Ben Ozi’lerin bebeği olduğundan, Can’ın doğum gününden, girip çıktığım iş görüşmelerinden filan bahsettim. O iş yerinin taşınmasından, terfi beklediğinden falan.
Sonra birdenbire “hadi bana gidelim” dedi. Gittik.
Seviştiğimiz o koltukta oturduk. Aklıma geldi. Güldüm. Neye güldüğümü sordu, söylemedim.
Bir sigara yaktım. Şaşkın yüzüme baktı. “Öpüşmeyeceğimize göre sorun yok herhalde?” dedim, tek kaşımı kaldırıp.
Sonra konuşmaya başladı. “Çok üzgünüm” dedi. Samimiydi, anladım. “Her şey zincirleme gitti. Sensizlik çok zordu. Her bir günü atlattığımda, kendimi harika hissettim. Seni aramadan koca bi gün geçirip kahraman oluyordum. Oysa her sabah bi yıkımdı.”
“Kimse kolundan öptü mü mesela seni en olmadık zamanda? Kimse seni uykunda seyretti mi? Kimse seni koklayarak öptü mü, ısırarak sevdi mi? Annen hariç hangi kadın dudaklarıyla ateşine baktı senin? Kim kirpiklerini saydı? Kimse seni benim gibi sevemez, biliyorsun değil mi?” de-me-dim!
“Eee” dedim üstelik alaycı bir ses tonuya “başka?” Ben de kahraman oldum!
“Kimse beni senin gibi sevemez” dedi, “biliyorum…”
Enİkonu
b'aşka yazdım
yıldönümü
Bugün sana aşık oluşumun yıldönümü.
Seni içime alışımın…
Ve ilk yıldönümünde kendi kendime konuşuyorum.
Dost olmayı bile beceremiyoruz şu günlerde. Acımın tazeliğinden benimki. Ya sen tazemisin hala? Yoksa soğutabildin mi kendini? Bugün geçmişi, bitmiş bir aşkı kutlamadığına göre... Unuttun, gittim. Değil mi? Kızamam sana. Oysa en büyük korkumuzdu bu. Sevgili olurken dostluğumuzu kaybetmek. Aşık olup birbirimizden olmak. Bugün yıldönümümüzde yalnızım. Sen yoksun yanımda. Ne dost ne sevgili olarak…
Eski sevgiliden dost olmazmış. Dosttan ne güzel sevgili olmuştun oysa. Ve ne güzel başlamıştı halbuki. Nasıl kendiliğinden… İsim koymayı düşünmeden yaşadık. Kıyamazdık birbirimize. İncitmekten korktuk; aşkımızdan olduk. Sakınırdık birbirimizi. Dostluğu kısırgandık sadece. Ne kaldı şimdi avcumuzda? Ne kaldı elimizde, söylesene...
Sevgili olmak ne zormuş. Hem dost hem sevgili olmak, iki kat zor. Bazen sorarlardı “beraber misiniz?”, “birlikte misiniz?”… Ne cevap vereceğimizi bilemezdik. "Dostuz" desek, ilişkimizin hakkı yenecekti. "Sevgiliyiz" desek, dostuğumuz güme gidecekti. Neydik biz? Etiketimiz neydi? Rolümüzü kim kesti?
Şimdi elimde bir kadeh, karşımda bir ayna. Kırmızı şarap içiyorum... Soyulmuş üzümündüm senin. Şarap gibi kadınındım. En son ne zaman beraber içmiştik? Ne tuhaf şimdi hatırlayamıyorum. Muhtemelen ya bir dost evinde, bir otel odasında ya da Fener’de. En son nereyi kırmızıya boyamıştık? Mekanları, kişileri, zamanı unuttum. Oysa tüm duygularım sapasağlam. Şerefine eski dost ve sevgili.
Peki en son ne zaman dertleşmiştin benle? En son ne zaman sarılmıştın? En son ne zaman öpmüştün beni? En son ne zaman seviştik senle? En son… En son… En son… En son… Keşke sadece bu gece yanımda olsan. Keşke sadece bu yıldönümünde... Son bir kez dertleşsek sonra sarılsan, öpsen ve sevişsen benle. Bu kez, her anını en ince detaylarına kadar hafızama kazımama izin versen. Yine son bir kez, hem sevgilim hem dostum olabilsen. Ben uyuyana kadar yanımda kalıp, sabah gitsen.
Sarhoş ben, çok şey istiyor. Sarhoş oldum. Bu iyi. Bilirsin, içkiyi çok kaçırınca sabaha unuturum her şeyi. Sabah, bir çocuk gibi tertemiz uyanarak sıfırdan başlamak sana... Ağlamak istiyorum ama gözlerinin içine baka baka, hıçkıra hıçkıra. Ağlayıp hafifledikten sonra “hoşçakal” demek... Buncayken nasıl veda ederim. Nasıl elveda derim sana?
Gecenin bilmem kaçında, bilmem hangi kanalda Sezen çalıyor;
Ağlayıp unutmaya çalışıyorum ben de. Içimden akıyorsun, gözlerimden dışıma çıkıyorsun. Seni kendime katmıştım bir zaman önce. Şimdi gözlerimden süzüyorum.
Yeniden benimle olmak için ne istersin? Aşkımın bedeli dostluğun muydu? Yoksa dostluğun gideri aşk mı oldu? Yalnız bil ki; kar/zarar hesaplarına bakiye vermedim bizi.
Seni özledim. Bir zamanlar dost olduğum adam... Aşksızım... Aşk sızım... Nerdesin be?
Yıldönümümüzde yalnızım...
07.07.2003
bir odanın içinde, yatağın içinde, benim içimde ka(ra)lananlar...
Enİkonu
b'aşka yazdım
size de oldu mu?
Sanki daha önce hiç acımamış gibi, aşka heveslendiğiniz oldu mu?
Aslında bütün hikaye, gözler önünde yaşandı. Hayatıma girmesi kaçınılmazdı belki, evet. Lakin, neden bu kadar çabuk açtım ben kapılarımı? Hem de her kapımı…
Mesela; hemen neden herkesle tanıştırdım? Şimdi düşünüyorum da (yani her şey bittikten sonra) “ben gelmek istemiyorum, işim var, boşver, başka zaman” vs demediği için ona kızmaya hakkım var mı? Bence yok. Hayır, gerçekten yok. Peki ben onun hangi arkadaşını tanıyorum? O neden hayatına almadı beni?
Mesajlarım
Gelen Kutusu
İyi ki varsın hayatımda… 21/11/09 20:00
Şimdi o kadar rahatsız ediyor ki bu beni. Kasımda doğruluğundan emin olduğum bu mesaj, arsız arsız yüzüme gülüyor artık. Açıkca dalga geçiyor benle. Hangi hayat? Hangi varlık? İlk seviştiğimiz gün, 1 SMS ile tav oldum nasılsa… Gönülüydüm adama…
Evden adım atınca haber verirdim. Onu hayatımda istedim çünkü. Her şeyimi bilsin, haberi olsun, alışsın, güvensin, sevsin beni. Neden bu kadar uğraştım ki? Bana söyleyebilir mi biri, ben bunları yapmadan sevilemez bi kadın mıydım? Yaptım da sevildim mi? Kim bundan emin ki? Ben değilim çünkü…
Evet, sevdim ama sevildim mi bilmiyorum…
Geçen gün, laf arasında bir arkadaşa sordum; “mesela biriyle tanıştın. Çoook hoşlandın. O da senden. Hatta seviyor seni ama sana dedi ki; köpeğini birine ver. Hatta ona, mutlu olacağı iyi bakılıcağı bi ev de buldu. Verir misin?” o ses tonu! Nasıl şefkatle, sevgiyle, cesurca ve bana bunu nasıl olup da sorabildin diye şaşırarak; “tabi ki hayır!” dedi. İnsan köpeğinden, kedisinden bile vazgeçemiyor değil mi? Ben arkadaşlarımdan vazgeçtim ama! Sebep? Neden ki? Bi nedeni bile yoktu. Sadece, o istemedi. Onu o kadar istedim ki, manasız bi kendini sevdirme çabası daha... Sonuç şu şimdi; 2,5 aylık sevgilim hayatımda yok. Beni terk etti. Gittiğinde, beni o arkadaşlarım teselli etti. Ve demin yazdım ya, bu adam beni hiçbir arkadaşıyla tanıştırmadı bile. Durumum ne trajik! Düzeltme: Durumum. Kendimi soktuğum durum.
Çok fazla tartıştığımızı söyleyemem. Genelde o bağırıyordu… Sadece kırıldım. Nedense bi türlü kızamadım ona. Hep empati yaptım ama iyi bişi değilmiş kızım. Sen yapma, kimse yapmasın hatta. Anladım, alttan aldım, sessiz kaldım vs. Bir derdi vardır, sorun ben değilim diye düşündüm. Çıkışma sebeplerini duyan, hak verir bana. Gerçekten ben olamam. Emindim ki; eve gidince düşünüyordu. Sakinleşince “lan ne olgun kadın” diyordu. Onun için katlandıklarımın farkındaydı. Beni seviyordu ve sevdiği birini hırpalamak da onu üzüyordu. Öyle sanıyordum… SANIYORDUM ama sadece. Meğer her şeyi ben sanmışım. Yokmuş öyle bişi. Bunu da diğer şeyler gibi, şimdi anlıyorum tabi.
Olsa, insan sevdiğini böyle terk eder mi?
Hepsini geçtim de, hakkaten geçtim ama… Nedense neden… Eskisi gibi hissetmeyebilir, soğumuştur, artık sıkılıyodur vs. Hepsi kabul ama ben “bitti bu iş”i duymayı da mı hak etmedim?
Bittiğini asıl ne zaman kabullendim ben. Dün.
Candan’ın yeni albümü çıkmıştı. Çok severdi. Hala seviyor mu, bilmem. Umarım nefret ediyordur artık. Buluşmaya giderken, bi benzinciden alelacele almıştım. Salak hareketlerimden biri daha…
Aşık olduğum adam, ne yaptı? Bi ileti yazdı malum sitede;
varsa da yoksa da geçmişe bir sünger çektim en kuvvetlisinden...
önemli olan geri kalan hayatımın başlangıcı olan bugün
hayatıma giren ama bir şekilde çıkmış olan arkadaş, dost vb. herkese teşekkürler
ama şu an içimde yeni başlangıçlar için heyecan ve istek var.
ama şu an içimde yeni başlangıçlar için heyecan ve istek var.
"Bahar geldiğinde mi ben böyle olurum,
Yoksa böyle olduğumda mı gelir bahar?" ))
Seçtikleri; binlerce şarkıcı içinden Candan, yüzlerce şarkı içinden bu ve gülücükler...
Yaaa… İşte böyle atılır son gol… Hakkını vermek lazım adamın...
Yaaa… İşte böyle atılır son gol… Hakkını vermek lazım adamın...
Bitti. Elimde, ellerimle ördüğüm atkı-bere, kulağımda Candan;
Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın
Oysa ki hep yedekte, hep elde var saymıştın
Hadi git, ne bir adres ne bir hatıra bırak
Zannetme ki pişmanlık, mutluluk kadar ırak…
Enİkonu
b'aşka yazdım
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


