4. keşke dursam...

Evet seninle ilgili her heves hala dün gibi taze... Şimdilik idare et beni istersen. Savruk harflerimi yine duymamazlıktan gel. Ve kapıyı vur suratıma yeniden… O kapının arkasında beklerken sen… Hesap başlıyor işte o zaman.

Ayakkabımın rengine dair herhangi bir ipucunun olmayışıdır belki, beni sana düşman yapmayan. Ve belki gözlerinin rengine dair yolculuğumun sekteye uğramasıdır, aşk alaborasından beni alıkoyan…

Hangi zaman geçsem evinin önünden ve pencerene baksam aynı şeyi söylüyorum kendime; “keşke dursam”…

İş güç, ödenmesi gereken faturalar, toplanması gereken yemek artıkları, cumartesi malum erken çıkma hayalleri…

Hava ılık, hava aydınlık. Çak gitsin hepsinin dibine…

Kabul etmek gerekir ki hacizli toprak gibisin. Seni almaya kalkanın karşısına bi dolu borçlu çıkar. Seni almak zordur.

Sana yaptığım uğraşılara bakıyorum. Varyasyon, deneme, ezber, tekrar… Ne dersen de. İnan ki gerçek elde edişin niyetiyle değildi bunlar…

Şimdi bakıyorum da gerçekten gönülden, yani oyunun dışında yürekten bir heves olsaydın, kesin bu yazıyla yanar kavrulurdum. Övgü filan bekleme benden. Övgüyü, ben evvela tevazu sahibine yaparım. Ya da öyle görünüp beni kandırana.

Sana “nankörsün” demem bir şey ifade etmez ama sağlam bir günahkarsın…

Üstüme bir şey almadım. Yazıdan değil elbette, evden. Hava ılık çünkü.

Senden dost olmaz, düşman da… Şu yazıların, tek mevcudiyetin…

Bilmen gereken bir şey daha; nereye bu gidişin? Farkında mısın dağılıyorsun sicim sicim…

Sana “Allah sahibine bağışlasın” lafı bir dua gibi yaraşır. Lakin bu dua kesinlikle tutmaz. Zaten sahibi de içten yapmaz…

Ve bildiğim bir şey var ki bu arsa alana da satana da yar olmaz…

0 leblebi: