3. mukavva kutu gibisin...

Üç, dört ya da beş ay, iyisi mi biz 1 sene diyelim ona hesabımız sağlam olsun diye. Seninle başlayan ama seniz biten bir maceranın akabinde. En ağır parfüm kokusu bile yetmiyor şu aralar suskunluğumu bozmama. Oysa böyle miydim ben? Buluttan nem kapardım, bahane arardım, ufak bir kıpırtıya ne methiyeler yazardım. Belli mi olur ama belki de uslandım.

Çok oldu sana yazmayalı. Şu yarı korkak yarı cesur halini tahlil etmek, neresinden bakarsan bak ayrı bir keyifti. Belki de şeytan, en güzel seni okurken benim beynimi kemirirdi.

Zannımca şeytanın ağına düşmüş çırpınırken, yüreğinde bir ceylanı esir edecek kadar tüy tüy hislenen bir adamdın.

Şu dakikada burnumun direğini kıran bir parfüm kokusu değil, her gün yanından geçtiğim halde içine giremediğim mukavva kutu gibisin.

Dur tahmin edeyim; sen bir aşkın 5. ayını doldurmaktasın. Sırılsıklam bir tutkunun kelimelerine doymamaktasın. Benim ne zararım var. Hem söylememiş miydim sana “sağlam bir adamsın, yoksa yanlış anlama” diye. Evet bizzat kendi ifadem bu, geri dönüş olmaz.

Ya zırvalayıp duruyorum ben. Bir kere bile kokunu almamış olmam, sanma seni hevesimden atmış olmamdan. Günahkar bir dille, kulağıma vurmayan sesin tuhaf hasretime delildir. Hem kaç erkek postalı geçti üzerinden. Kaçı geldi ve gitti erkenden. Kaçına şiir yazdım, söz yaptım ama hiçbirinden alamadım sendeki tadı. Aslında şimdi yürümeye kalksam, yaklaşık yarım saatimi alır senin oraya varmam. Bir kargocu umursamazlığında içeri dalsam ve sana baksam. Yalnızca baksam, sonra dönsem. Ne olur ki, ruhun bile duymaz. Eminim ama bunları duymak bile senin yüreğini bir ceylan gibi lop lop attırmıştır. Korkma… Duruyorum yerimde hala…

Zaten uzunca süredir bir kurak mevsimdeyim. Belki de aylardır bu yazıyla senin sayende yeşermekteyim…

Kasılıyor kaşların. Sert bakıyorsun yazıya. Utanıyor yazı. Utanıyor çünkü o bile bir kadının kıskançlığına çare bulamadı şimdiye kadar!

0 leblebi: