Aysel'in karşısındaki adama...

Evet o benim... İnsanı kötü, karanlık ve çirkin yapan...
Ama bunu nasıl anlatırsın ki
   hayatında yaptığı en büyük kötülük
      bir gece yarısı, içip sevgilisinin kapısına dayanmak olan
         o kalbi çocuğa?
Hadi bilemedim, bir tekirin kuyruğuna teneke bağlayan...

Sen hiç düşündün mü –hani hiçbir şeyi tutamayacak diye baştan elini uzatmayan. Yine de bu sebebi olmamış gibi el’den saklayan– benim yanımda nasıl eğreti kalacağını?

Tamam hadi beni unut. Anlat, sen kimsin yolcu? Kendinden bahset bana...
Hayatımda kalma süren nedir mesela?
Gidince nasıl bir yıkıntı bırakırsın ardında?
Ve ben o noksanlığı nasıl sığdırırım hangi barakaya?

Ben senin tanıdığın kadınlardan olamam.
Bi şarap eşliğinde, mum ışığında, tütsü kokusunda
   tadına baktığın
      gözlerini kapayıp burnunu boynuna dayadığın...
Ve ne de onlar gibi bakamam sana. Ne görmek istediklerin benim üzerimde, ne de duymak istediklerin benim dudaklarımda...
En fazla tütün sarabilirsin bana. Hem de eski bir gazete kağıdına. Bir de belki yakarsın o parlak çakmağınla. Hepsi bu...

Hani olmaz olsa sevgili olsak seninle ve olan olsa ayrılsak, benim çarpıp gideceğin kapılarım bile yok...
Ben sana yokluk olurum...
Sana illet gelir benim elime iğne batsa. Senin acıların bana çocuk oyuncağı.
Küçümsediğimden değil. Başka hayallerin kahramanlarıyız...
Biz bu işi kıvıramayız...

Yine de düşündüğün gibi değil…

Hayır. İstiyorum...



*Attila İlhan'a...

0 leblebi: