Istanbul

İstanbul’u severiz biz. Aslında bildiğimiz, hep bizim olan ama dolapta unutulmuş bir giysiyi bulmuş gibi severiz. Çiçek bizim için papatya, gül, kasımpatından önce pasajdır. İnci takı değil profiteroldür. Vapur ve tren ulaşım aracından ötedir. Ne zaman düdüklerini duysak, bizi çağırıyor sanır heyecanlanırız. İhmal edilmemesi gereken, masum ilk aşklarımızdır.

Havasına güven olmaz İstanbul’un. Örneğin; sabah saçınızı yaptırır, açık ayakkabı ile çıkarsınız evden. Öğlen sağanak bir yağmura yakalanıverirsiniz. Ne üst kalır ne baş. Lakin dert edilmez. Belki bu yüzden İstanbul kadınları fazla süs-püs sevmez. Belki de topukları takıldığından arnavut kaldırımlarına...

Ve evet, İstanbul’un havası gibi kızlarına da güven olmaz.

Ayaklarımız yere basar. Ne istediğimizi biliriz. Böyle yetiştiriliriz. Okumak ve çalışmak önemlidir. Koca sonradan gelir… Bizi kocalarımıza “vermezler”, “emanet ediliriz” biz. Ve her ne olursa olsun ailelerimizin yanında hazırdır yerimiz. Kapılar ardına kadar açıktır. Bunu biliriz, biz kendimize güveniriz…

Omuz silkmemiz, saç savurmamız meşhurdur. Kıymet bilmeyeni unutmamız kolaydır... Aşıksak ve ayrıysak ömür boyu yas tutarız. 2. Eşimizi almayız... Değil laf atmak, gözümüzün içine bakmak cesaret gerektirir...

Erkeklerimiz hiç toy olmazlar. Delikanlıdırlar. Emanete hıyanet etmezler, çocuklarını sarılıp öpmekten çekinmezler… Çocuğunu yol tarafından yürütenlerle kavga ederiz. İyi anne olur, iyi baba seçeriz… Hiçbir yerde hiçbir şey olmaz İstanbul'da büyümüş çocuğa...

Sevgilimizle rahat rahat el ele tutuşuruz, kuytuda öpüşürüz de. Lakin üstüne tırmanmayız. Özgürlüğün ne olduğunu biliriz. Ağır olmayı severiz. Soranlara sevgilimizin işini, arabasını, babasını anlatmayız. Sadakati, merhameti, dürüstlüğü önemlidir. Yemekte salata yiyenlere sinir oluruz. Biz sevgilimizle kokoreç yer, 2 tek atar, sirkeli-sarımsaklı işkembe çorbası kaşıklarız… En çıtır simit İstanbul'dadır. Siz adına ne derseniz deyin...

Yemek ısmarlar elalem sevgilisine, biz köprü ısmarlarız. Kıtalar arası severiz. Bir de köprüden geçerken sigara yakıp dudaklarımıza yerleştirmeyenden sevgili olmaz bize!

Anneanne başkadır babaanne başka, dede başkadır büyükbaba başka... Tanımadığımız kimsenin ablası, yengesi, abisi, dayısı olmayı sevmeyiz. Hanımefendi ve beyefendiyizdir. Bir de hanım kızlarımız vardır. Biz çıkmayız, flört ederiz. Erkek / kız arkadaş başkadır bizim için, sevgili başka. Dostluğun cinsiyeti yoktur. Sevgilimizin de hakkını veririz.

Kadın dediğin İstanbul gibi olmalıdır. İstanbul da bir kadındır işin aslı. Bir türlü uzağında kalamazsın. Mecburen uzaklaştın mı burnuna kokusu gelir. Kulağına, duymak istemediğin ne varsa fısıldar. İnadına çağırır seni. Şairin dediği gibi sadece Ankara’dan değil, her yerden güzeldir İstanbul’a dönüşleri…

İnsanların dinine, kökenine bakmayız. Ayıptır. Ermeni, rum, yahudi komşularımız ramazan ya da kurban bayramlarında evimize gelmişlerdir. Biz cenazelerinde dua etmişizdir. İster şirket sahibi olalım ister şirket çaycısı, aynı çay bahçesinde yudumlarız çayımızı. İnsanızdır sadece. İstanbul’da etiketlerimiz yoktur…

Haftaiçi çalışırız. Başımızı işimizden kaldırmayız. Çalışmanın hakkını verdiğimiz gibi eğlenmenin de veririz. Bu yüzden kadınlarımız hep cuma günü fön çektirir...

Telaşlıyızdır. Yeşil ışık yandı mı hemen kornaya basarız. 34 Plaka dışındakilere yol verir, tarif ederiz. Onlar misafirdir, biz İstanbul'uz. Her türlü ihtimali öngörür evden ona göre çıkarız. Erken gidip n'apacağım diye düşünmez, geç kalırsam ne derim derdindeyizdir. Hiçbir sevgili 5 dakikadan fazla beklenmez İstanbul'da... Acelemiz hayatadır...

Her şeyi dinler ama her şeyi beğenmeyiz. Sessiz durmaz, hiç beğenmezsek az alkışlarız. Saygılıyız... Şarkıların, türkülerin yarısının içinden "İstanbul" geçer, diğer yarısı da İstanbul'a yazılmıştır.

Cihangir'den miyavladı mı sarman, duyar Üsküdar'daki tekir. Kedilerimiz bile ateşlidir...


 

Yılmaz Özdil, İzmir'i yazar da ben Istanbul'u yazmaz mıyım? :)

0 leblebi: